Antoni Gaudí’nin UNESCO Listesindeki Yedi İkonik Yapısı
Gaudí’nin yüzüncü yılı kapsamında, Barselona’nın çehresini değiştiren ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan yedi mimari başyapıtı mercek altına alıyoruz.

Antoni Gaudí’nin mimari mirası, Barselona’nın kentsel dokusunu tanımlayan en önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Gaudí Yüzüncü Yıl dizimiz kapsamında, sanatçının UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan yedi ikonik eserini inceledik.
Listenin başında, iskelet formları ve pullu, sürüngen görünümlü çatısıyla tanınan 'Kemiklerin Evi' Casa Batlló yer alıyor. 1877’de Emili Sala Cortés tarafından inşa edilen yapı, 1904-1906 yılları arasında Gaudí tarafından Josep Batlló i Casanovas için yeniden tasarlanmıştır. Bir diğer önemli yapı olan Sagrada Familia ise, neredeyse hiç dik açı barındırmayan algoritmik tasarımıyla sanatçının başyapıtı olarak kabul edilir. 172,5 metre yüksekliğindeki bu yapı, 44 yıl boyunca Gaudí’nin ana odağı olmuş ve sanatçının 1926’daki ölümünden 100 yıl sonra büyük ölçüde tamamlanmıştır.
La Pedrera olarak da bilinen Casa Milà, 6.000’den fazla taş bloktan oluşan dalgalı cephesi ve 32 ferforje balkonlu tasarımıyla öne çıkar. Sanatçının tasarladığı son özel konut olan bu yapı, iki avlu etrafına düzenlenmiş iki bloktan oluşur. Öte yandan, 1926 yılında halka açılan Park Güell, başlangıçta Eusebi Güell için bir konut sitesi olarak planlanmış ancak daha sonra belediye parkına dönüştürülmüştür. Bugün yıllık 4,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayan park, gingerbread tarzı pavyonları ve mozaik kaplı teraslarıyla bilinir.
Gaudí’nin 'en özgün eseri' olarak nitelendirilen Church of Colònia Güell, asma model tekniklerinin ilk kez kullanıldığı ve parametrik tasarımın başlangıcı sayılan bir yapıdır. Tuğla, bazalt taş ve demir cürufu kullanılarak inşa edilen bu tamamlanmamış kripta, bükülmüş sütunları ve tonozlu yapılarıyla dikkat çeker. Palau Güell ise Raval bölgesinde, Güell için tasarlanmış yedi katlı lüks bir şehir konağıdır. Son olarak, 1883-1885 yılları arasında inşa edilen Casa Vicens, Gaudí’nin tasarladığı ilk konut olup, renkli çinileri ve süslü detaylarıyla sanatçının dışavurumcu stilini yansıtır. 2017 yılında restore edilerek müzeye dönüştürülen bu yapı, UNESCO listesindeki yedi eserden halka açılan sonuncusudur.