Geleceğin Kentleri İçin Daha Fazla Teknolojiye mi, Hayal Gücüne mi İhtiyaç Var?

Torino'da düzenlenen uluslararası Utopian Hours festivali, yapay zeka ve dijital ikizler çağında kentlerin geleceğini tartışmaya açarken, mimarlıkta ütopyanın bir yöntem olarak önemini yeniden ele alıyor.

Geleceğin Kentleri İçin Daha Fazla Teknolojiye mi, Hayal Gücüne mi İhtiyaç Var?

Yapay zeka sistemleri, sensörler ve dijital ikizler kentsel yaşamı optimize etmeyi vaat ederken, konut yetersizliği, kamusal alanların tartışmalı olması, aşırı sıcaklar, sosyal izolasyon ve siyasi bölünmeler gibi en temel kentsel sorunlar analog biçimde devam ediyor. Stratejik soruların odağında ise eksik olan kentsel teknolojinin yeni bir yazılım değil, hayal gücü olup olmadığı sorusu yer alıyor.

Bu soru, Stratosferica tarafından organize edilen ve onuncu yıl dönümü edisyonunun ikinci yarısı için 16-17 Ekim tarihlerinde Torino'da gerçekleştirilen uluslararası şehir yapım festivali Utopian Hours'a ev sahipliği yapıyor. La Centrale Nuvola Lavazza ve yakındaki Dorado Community Hub'da düzenlenen iki günlük buluşma; mimarları, aktivistleri, geliştiricileri, planlamacıları ve kent düşünürlerini bir araya getiriyor. Festival bu yıl, topluluk oluşturma, deneysel mimari, iklim adaptasyonu, geleceğin hareketliliği, mekân yaratımı (placemaking), veri şehirciliği ve kentsel yapay zeka konularında 30'dan fazla uluslararası konuşmacıyı, 350'den fazla İtalyan yöneticiyi ve Avrupa genelinden 100 belediye yetkilisini ağırlıyor.

20. yüzyılın büyük kentsel vizyonları, yukarıdan aşağıya daha iyi toplumlar tasarlayabileceğini varsayan modernizmin kuşkulu yaklaşımlarını geride bırakırken, Utopian Hours farklı bir yöntem öneriyor. Buradaki ütopya bir varış noktasından ziyade, var olanı sorgulamanın bir yolu olarak konumlanıyor. Onuncu yıl dönümü kutlamaları Mayıs ayında Rotterdam'daki Groot Handelsgebouw'da başlarken, şimdi festival Torino'daki köklerine geri dönüyor. Stratosferica'nın kurucu ortağı Luca Ballarini, Rotterdam'daki kentsel zorlukların aciliyetini gördükten sonra Torino'ya daha büyük bir ihtirasla döndüklerini belirtiyor.

Etkinliğin en dikkat çekici konuklarından biri, 90. doğum gününden sadece bir hafta önce Torino'ya gelecek olan Archigram'ın kurucu ortağı Sir Peter Cook. 1960'larda mimarlığın varsayımlarına meydan okuyan Cook; Plug-In City, Walking City ve Instant City gibi yürüyen, hareket eden, fişe takılan ve genişleyen yapılar tasarlamıştı. Cook'un katılımına, Dorado'da iki ay boyunca sergilenecek ve birçoğu İtalya'da ilk kez sergilenecek olan Archigram çizimlerinden oluşan bir sergi eşlik ediyor. Bu sergi, günümüz mimarlığına çizimlerin sadece bir binayı öngörmek zorunda olmadığını, bir fikir önerebileceğini hatırlatıyor.

Festivalin katılımcı listesi sadece nostaljiye odaklanmıyor; Herzog & de Meuron'un kıdemli ortağı Wim Walschap ve Toronto merkezli Monumental'ın kurucu ortağı Zahra Ebrahim gibi isimlerle kentlerin nasıl finanse edildiği, beslendiği ve geliştirildiği gibi acil sorulara da değiniyor. Etkinliğin mekânları olan 1897 yapımı eski bir enerji santralinden dönüştürülen La Centrale Nuvola Lavazza ve Dora Nehri kıyısındaki eski bir depodan evrilen Dorado Community Hub, yarının spekülatif kenti yerine dün'ün kentinin parçalarını işgal ederek başka ne olabileceklerini sorguluyor.