Heatherwick Studio'nun Londra Olympia Tasarımındaki Mimari Detaylar

Heatherwick Studio, Londra'daki tarihi Olympia yapılarının restorasyonu ve dönüştürülmesi sürecinde, kentsel ölçekten kapı kollarına kadar her ölçekte tasarım kararlarını detaylandırıyor. Proje, tarihi yapıların sürekliliğini sağlarken yeni bir kamusal mahalle yaratıyor.

Heatherwick Studio'nun Londra Olympia Tasarımındaki Mimari Detaylar

Londra'nın en karakteristik sergi merkezlerinden biri olan Olympia, tarihi yapıların etrafında şekillenen kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Proje kapsamındaki yapılar arasında 1886 yılında inşa edilen II Dereceli koruma altındaki Grand Hall ve Pillar Hall ile II Dereceli National Hall (1923), Olympia Central (1929) ve Olympia Garage (1935) yer alıyor. Tasarım ekibi, bu yapıları sadece restore etmekle kalmayıp, içinde etkinlikler devam ederken yapıların işlevlerini sürdürmesini ve etraflarında yeni bir mahallenin büyümesini sağlayan bir yaklaşım benimsemiş durumda.

Bu zorluk, projenin en belirleyici fikirlerinden birinin ortaya çıkmasına öncülük etti: Erişilemeyen eski çatı peyzajı üzerinde yeni bir kamusal sokak yaratmak. Tasarım süreci şehir, sokak ve kapı olmak üzere üç farklı ölçekte ele alındı. Şehir ölçeğinde en dönüştürücü hamle, listelenmiş salonların çatıları üzerinden geçen yükseltilmiş bir sokak olan Emberton Walk oldu. Bu alan; tiyatro, müzik mekanları, oteller ve restoranları birbirine bağlayan yeni bir kültürel mahallenin merkezi haline geldi. Zemin seviyesinde ise Olympia Way, site içinden geçen yepyeni bir yaya rotası sunuyor.

Emberton kanopisinin geometrisi dekoratif veya rastgele değil; Grand ve National Hall'un yapısal aksıyla hassas bir şekilde hizalanıyor. Büyük konsol kirişler, yeni sokağın ağırlığını bağımsız olarak taşıyarak listelenmiş binalara ek yük binmesini engelliyor. Sokak ölçeğinde ise yeni binalar, Victoria dönemi sergi salonlarının devasa açıklıkları, tonozlu çatıları ve pileli cam cephelerinden ilham alarak tasarlandı. Central Building ve kanopinin pileli cepheleri bu mantığın çağdaş bir sisteme uyarlanmasıyla oluşturuldu. Kanopinin konik cam tenteleri, maliyeti ve üretim zorluklarını aşmak için büyük boyutlu bir kaplama sistemiyle standartlaştırıldı.

Central Building'in yapısal aksı, kolonsuz sergi katları sağlamak üzere geliştirilirken, cephe modülü standart bir jumbo cam tabakasının boyutlarından türetildi. 1,6 metrelik bir pilise, 3,2 metrelik bir tabakanın genişliğinin tam yarısına karşılık gelecek şekilde atıkları ortadan kaldırıyor. Yuvarlatılmış köşeler ise standart modülden sapma fırsatı tanıyarak her kat plakasının sonunda binanın içine ve dışına bakışları çerçeveleyen görsel bağlantı anları yarattı.

Projenin en ince detayları arasında asansör düğmeleri ve kapı kolları yer alıyor. Asansör düğmeleri için yerel bir Londra dökümhanesiyle çalışılarak geleneksel tekniklerden yararlanıldı ve bronz döküm nesneler geliştirildi. Kapı kolları için ise şehrin sokaklarıyla özdeşleşmiş geri kazanılmış Londra Uçağı ahşabından üretilen ve Central Building'in siluetinden ilham alan bir profil tasarlandı. Bu elemanlar, projenin geniş şehir ölçeğinden insanların her gün dokunduğu detaylara kadar uzanan tasarım anlayışını tamamlıyor.