LACMA’nın Yeni Geffen Kanadı: Sanatı Yutan Bir Mimari Eleştiri mi?

Peter Zumthor tarafından tasarlanan LACMA'nın yeni David Geffen Galerileri, devasa beton kütlesi ve tartışmalı sergileme alanlarıyla Los Angeles'ın kentsel dokusunda yankı uyandırıyor.

LACMA’nın Yeni Geffen Kanadı: Sanatı Yutan Bir Mimari Eleştiri mi?

Los Angeles County Museum of Art'ın (LACMA) yeni inşa edilen Geffen Kanadı, mimarlık dünyasında geniş çaplı bir tartışmanın odağında yer alıyor. Bazı çevreler tarafından La Brea Tar Pits’teki sızıntılara veya Güney Kaliforniya’nın otoyol kavşaklarına bir atıf olarak nitelendirilse de, yapı daha çok devasa bir beton kütlesi olarak tanımlanıyor. Yaklaşık 32.500 metrekarelik (350.000 square feet) bir alanı kaplayan bu devasa yapı, Los Angeles düzlükleri üzerinde yüzen ağır bir bulut gibi yükselerek beton bir sandviçi andıran koyu camlı pencereleriyle dikkat çekiyor.

Mimar Peter Zumthor'un imzasını taşıyan bina, sınırları olmayan yapısıyla sonsuzluk hissi uyandırmayı amaçlıyor. İç mekanda, yaklaşık 10 dönümlük bir alanı kaplayan kesintisiz beton zemin ve tavan akışı, aynı malzemeden yapılmış blokların etrafında şekilleniyor. Müze direktörü Michael Govan’ın vizyonuyla şekillenen bu yapı, milyarder bağışçıların malikanelerine benzeyen bir "trofe ev" (trophy house) estetiği sunuyor.

Sergileme alanları, büyük ve parlak renkli eserler için görkemli bir arka plan sunsa da, daha küçük ve ince detaylı eserlerin bu devasa boşlukta kaybolduğu ifade ediliyor. Özellikle Andreas Gursky'nin okyanus fotoğrafları gibi eserlerin, cam yansımaları ardında görünürlüğünü yitirdiği eleştirileri yapılıyor. Sanatın sergilendiği beton "sığınaklar" (bunkers), bölgeye, döneme veya bağışçıya göre gruplandırılmış eserlerle hızlı bir dramatik an yaşatmayı hedefliyor. Bu galerilerin duvarları, Rothko’yu kıskandıracak karmaşıklıkta farklı pigmentlerle işlenmiş durumda.

Müzede öne çıkan koleksiyonlar arasında 17. yüzyıl Hollanda sanatını içeren Mr. ve Mrs. Edward Carter bağışı ile A. Jerrold Perenchio’nun Empresyonist eser vasiyeti bulunuyor. Ancak, Zumthor’un tasarımında başlangıçta yer alan tepe ışıklıklarının (clerestory) mevcut haliyle odaları aydınlatmakta yetersiz kaldığı ve kaba aydınlatma raylarının mekanın estetiğine gölge düşürdüğü belirtiliyor.

Geffen Kanadı'nın alt kısmında eğitim alanları ve destek birimleri yer alırken, Zumthor'un yapıya eklediği büyük merdivenler ana giriş aksını oluşturuyor. Yapının Wilshire Bulvarı üzerindeki konumu ve çevresindeki binalarla kurduğu ilişki, kentsel manzara açısından farklı perspektifler sunsa da, yapının altındaki geniş beton boşlukların kamusal alandan ziyade etkinlik ve bağış toplama alanları olarak işlev gördüğü gözlemleniyor.