Milano 3: Basiglio'nun Yeni Kasabasının 40 Yıllık Mimarlık ve Şehir Planlama Öyküsü

Silvio Berlusconi tarafından 1980'lerde inşa edilen Milano 3, yeşil alanları, göletleri ve geniş konutlarıyla "geleceğin şehri" olarak tasarlanmıştı. Kırk yıl sonra, bir fotoğraf projesi bu idealist yerleşimin bugünkü durumunu ve mimari mirasını mercek altına alıyor.

Milano 3: Basiglio'nun Yeni Kasabasının 40 Yıllık Mimarlık ve Şehir Planlama Öyküsü

Milano 3'ün Kentsel Gelişimi ve Tarihsel Arka Planı

1960'ların sonunda Milano'da gayrimenkul sermayesi, Modern Hareket'ten doğan bir şehir vizyonunda büyük bir potansiyel gördü: şehri şehrin dışına taşımak, hava kirliliğinden ve yoğunluktan yeterince uzaklaşırken aynı zamanda Milano'nun bir parçası kalacak kadar yakın durmak. 1969 yılının bir bahar hafta sonunda Corriere d’Informazione gazetesinde yayınlanan tam sayfa bir ilan, "Hava kirliliği sağlığımızı ciddi şekilde tehdit eden bir noktaya ulaştı. Şehirden gerçekten ayrılmadan, şehri terk etmek artık gerekli hale geldi" diyerek bu vizyonu açıkça ortaya koyuyordu. Bu ilan, Silvio Berlusconi tarafından kurulan gayrimenkul şirketi Edilnord'un Brugherio'daki ilk büyük konut projesini müjdeliyordu. Bu girişimin ikinci perdesi, Segrate'de Milano 2 ile devam etti. Burası sadece bir konut projesi değil; yeşil alanlar, hizmetler ve otomobiller ile yayalar için ayrılmış rotalar üzerine kurulu bir kentsel modeldi. Aynı zamanda, İtalya'nın özel televizyon ağlarının yükselişiyle iç içe geçecek olan hayali bir dünyanın da temelleri burada atıldı.

1980'li yıllara gelindiğinde, bu model Milano'nun diğer yakasında, Rozzano'nun hemen yanında ve Basiglio tarlalarının ortasında çok daha büyük bir ölçekte yeniden hayat buldu. Milano 3 olarak adlandırılan bu yeni yerleşim, başlangıçta 3.200'den fazla sakin için planlanmış olsa da zamanla 76 apartman bloğu ve 105 "villa"dan oluşan devasa bir yapıya dönüştü. Segrate'deki projede olduğu gibi, Milano 3'ün kentsel planı da otomobil ve yaya yollarını birbirinden ayırma prensibi üzerine kuruluydu. Bu ayrımı neredeyse klinik bir hassasiyetle uygulayan patika ağları, güvenlik önlemleri, kapsamlı hizmetler ve cömert kamusal alanlarla birleşerek kendi kendine yeten bir kasaba tablosu oluşturdu. İnşa edildiği dönemde bu model başarıyla çalıştı; sadece geleceğin şehrini değil, aynı zamanda o şehrin gelecekteki vatandaşlarını da tasarlıyordu. Görsel ve televizyonel dünyadan Alba Parietti ve Natalia Estrada gibi isimler buraya taşınırken, Ennio Doris gibi figürler burayı hem merkezleri hem de bir nevi kartvizitleri haline getirdi. Hatta kurucusunun adı daha sonra yerleşimdeki bir caddeye, Via Ennio Doris ismine verilecekti.

Mimari Karakter ve Sembolik Peyzaj Öğeleri

Çağdaş peyzajın görsel hikayelerini anlatmaya odaklanan araştırmacılar ve foto muhabirleri Alessia Caliendo ve Matteo Galvanone, Milano 3 çevresinde kapsamlı bir fotoğraf projesi geliştirdiler. Araştırmacılar, zamanın bu mekanlarda nasıl bir iz bıraktığını görmek için yerleşimin sokaklarını ve yapılarını tek tek incelediler. Caliendo ve Galvanone, burayı "bozulmuş bir mutlu ada" olarak tanımlıyor, ancak bu ifade sadece akılda kalıcı bir etiket olmanın ötesine geçiyor. Toplumun alışkanlıkları, mobilite anlayışı ve tüketim biçimleri değiştikçe, oldukça tanınabilir bu kentsel sistemin varlığını nasıl sürdürdüğünü gözlemlemek projenin temel amacını oluşturuyordu. Alessia Caliendo, bir bütünleşik sistem olarak tasarlanan bu şehrin, kırk yıl sonra orijinal vizyonu ile bugünkü gerçekliği arasındaki boşluğa odaklandıklarını belirtiyor. Bu inceleme sonucunda ortaya çıkan bulgular, Milano 3'ün mimari stratejisinin ne kadar baskın olduğunu kanıtlar nitelikte.

Projenin arkasındaki mimarlar Giuseppe Marvelli, Giancarlo Ragazzi ve Enrico Hoffer gibi isimler, aynı dönemde 1990 FIFA World Cup için San Siro Stadium'un üçüncü katını tasarlayan ekibin de parçasıydı. Milano 3 tasarımında, tıpkı Milano 2'de olduğu gibi, kırmızı renk baskın bir görsel öğe olarak kullanıldı. Pencere doğramalarından sokak mobilyalarına ve tabelalara kadar her yerde karşımıza çıkan bu kırmızı, Milano metrosundaki Albini kırmızısı kadar karakteristik bir nitelik taşıyor. Ancak Basiglio'daki bu kırmızı kullanımı, 1960'ların ortodoks Modernizm anlayışının ötesine geçerek yarattığı mekanlara yorum katan ve zaman zaman onlara karşı duran postmodern bir jest niteliği sergiliyor. Bunun yanı sıra, projenin içinden geçen bir diğer mekansal araç olan Milano Modernizmi'ne kök salmış ağaçlar ve doğal unsurlar dikkat çekiyor. Tam boy pencereler ve devasa parapetli teraslar gibi mimari öğeler, yıllar içinde büyüyen ağaçlarla ve yaşlanmış malzemelerle buluşuyor. Yerleşimin her yerinde rastlanan "biscioni" yani Visconti yılanları, hem Alfa Romeo logolarını hem de Berlusconi'nin sahibi olduğu Fininvest evreninin ürünlerini simgeliyor. Peyzajın bir parçası olan yapay göl ve isimlerini salkım söğüt, karaağaç ve huş ağacı gibi görkemli türlerden alan yollar, yerleşimin prestijli doğasını vurguluyor. Yazar Jonathan Bazzi, Febbre adlı romanında bu durumu çiçek isimleri yerine büyük ve heybetli ağaç isimlerinin tercih edilmesiyle, yani "önemli bitkilerle" açıklıyor.

Sosyo-Ekonomik Dönüşüm ve Güncel Erişilebilirlik Sorunları

Caliendo ve Galvanone, yaşlanan bir yeri anlatırken çürümeyi estetik bir nesneye dönüştürmekle ilgilenmiyorlar; bunun yerine "anakronizm" terimine vurgu yapıyorlar. Milano 3'ün zamanla olan ilişkisi, basit bir yaşlanma sürecinden çok daha karmaşık. Bu yeni kasaba, savaş sonrası Batı şehirlerinde yaşanan ve orta sınıfın doğa, alan ve güvenlik arayışıyla şehir merkezini terk etmesini simgeleyen geniş kapsamlı bir dönüşümün vücut bulmuş haliydi. Alessia Caliendo bunu "zamanı katetme ve ölçme egzersizi" olarak tanımlıyor. Bugün ise orta sınıflar şehir merkezlerine geri dönerken, yükselen fiyatlar toplumun daha geniş kesimlerini dış bölgelere itiyor. Bu bağlamda, bu kadar yüksek bir yaşam kalitesi sunan Milano 3 gibi yerler yeniden dikkat çekmeye başlıyor. Osservatorio del Mercato Immobiliare verilerine göre, Basiglio'daki konutlar metrekare başına 1.900 ile 3.800 Euro arasında satılıyor. Bu fiyatlar şehir merkezindeki astronomik artışlar kadar olmasa da hala yüksekliğini koruyor ve sunulan geniş yaşam alanları günümüzün mini konut trendlerinden oldukça uzak bir duruş sergiliyor.

Ancak Milano 3'ün en büyük kısıtlaması ve hala çözülememiş sorunu, şehirden fiziksel kopukluğunda yatıyor. Bu ayrılık, günümüzde bir nevi mahkumiyete dönüşmüş durumda. Ulaşım, projenin temel zayıf noktası olarak öne çıkıyor; bölgeye hizmet veren tek toplu taşıma aracı olan 230 numaralı otobüs hattı, Milano'nun güney ucundaki metro durağı Piazza Abbiategrasso'ya ulaşmak için en az 40 dakikaya ihtiyaç duyuyor ve son zamanlarda sefer aksamalarıyla gündeme geliyor. Bu durum, 2026 yılına gelindiğinde araç sürmenin ve park etmenin lüks bir tüketime dönüştüğü Milano'da otomobil bağımlılığını zorunlu kılıyor. İtalya'nın "Birinci Cumhuriyeti" ve "Berlusconi dönemi" geride kalmış olsa da Milano 3, bugün bir nevi "askıda kalmış" bir peyzaj olarak varlığını sürdürüyor. Şehir, konut maliyetlerinin sürdürülemezliği ve kiralık emlak kıtlığı nedeniyle kaçınılmaz bir rota değişikliğine yaklaşırken, Basiglio'nun tarlaları arasındaki Milano 3; gölü, spor kulübü, köprüleri ve her geçen gün devleşen ağaçlarıyla kentsel zamanın değişen akışına sessizce tanıklık etmeye devam ediyor.