Mimarlar Neden Uzak Coğrafyalara Kaçıyor? Hırs ve Kaçınma Arasındaki Çizgi

Mimarlık disiplininin çöl, okyanus veya Mars gibi bakir alanlara yönelme eğilimi, mimari hırs ile karmaşık kentsel sorunlardan kaçınma arasındaki sınırı tartışmaya açıyor. Diogo Borges Ferreira, sıfırdan kent tasarlamanın mevcut kentsel dokularla müzakere etmekten neden daha kolay görüldüğünü inceliyor.

Mimarlar Neden Uzak Coğrafyalara Kaçıyor? Hırs ve Kaçınma Arasındaki Çizgi

Diogo Borges Ferreira tarafından kaleme alınan ve ArchDaily'nin "The Lure of Escapism in Architecture and Alternative Worlds" (Mimarlıkta Kaçış Hissi ve Alternatif Dünyalar) başlıklı dosyası kapsamında yayımlanan değerlendirme, mimarlık disiplininin odağını neye çevirdiğini sorguluyor. Mimarların bürolarının yakınındaki bakımsız konut blokları yerine Mars'taki basınç farkları veya yüzen platformlardaki çekme yükleri gibi konulara yoğunlaşması, mimari hırs kadar kentsel sorunlardan kaçınmayı da bünyesinde barındırıyor. Tarihi, mülkiyet anlaşmazlığı veya bürokratik engeli olmayan bakir alanlarda tasarım yapmak, yüzyıllık mülkiyet geçmişine ve kentsel düzenlemelere sahip alanlarda çalışmaktan metodolojik olarak daha kolay bir zemin sunuyor.

Mülkiyeti talep edilmemiş veya sıfır noktası kabul edilen alanlarda çalışmak, mimarlara projenin "tek yazarı" olma fırsatı tanıyor. Suudi Arabistan'da dokuz milyon kişiye ev sahipliği yapması planlanan 170 kilometrelik The Line projesi veya milyarder Marc Lore ile Bjarke Ingels Group tarafından ABD'nin batısında kurgulanan Telosa projesi bu eğilimin belirgin örnekleri arasında yer alıyor. Telosa'da "Equitism" adı verilen toplu mülkiyet modeli önerilse de, projenin duyurulmasının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen henüz belirlenmiş bir sahası bulunmuyor. Mülkiyetin hukuksal tanımını dahi sıfırdan yazmayı hedefleyen bu tür yaklaşımlar, Dünya üzerinde önceden tanımlanmış mülkiyet ilişkilerinden tamamen muaf bir zemin bulmakta zorlanıyor.

Buna karşılık mevcut kentsel dokularda yürütülen projeler ciddi mülkiyet ve müzakere engelleriyle karşılaşıyor. Lower Manhattan'daki Battery Park City'de Sandy Kasırgası benzeri dalgalara karşı planlanan iki milyar dolarlık sel duvarı projesi, hattın geçmesi gereken iki konut binasının 12 ay boyunca muvafakatname imzalamaması nedeniyle aksadı. Yetkili kurumlar, kamu yararı taşıyan sel bariyerini bu özel binaların etrafından dolaştıracak şekilde rotayı yeniden tasarlamak zorunda kaldı; bu durum maliyetlerin artmasına ve projenin gecikmesine yol açtı. İnsan yerleşimi bulunmayan sahalarda ise süreci engelleyecek veya hak talep edecek bir mülkiyet yapısı yer almıyor.

Geçmişte Superstudio'nun 1969 tarihli "The Continuous Monument" veya 1971 tarihli "The Fourth City" gibi spekülatif çalışmaları da mevcut kentsel gerçekliğe dair kavramsal eleştiriler sunuyordu. Ancak günümüzde sıfırdan başlamak ve uzak coğrafyalarda proje geliştirmek, projenin daha karmaşık bir zorluk sunmasından ziyade kentsel engellerden muaf olması nedeniyle öne çıkabiliyor. Özgün bir başlangıç yapma arzusu ile mevcut kentsel sorunlardan kaçınma arasındaki çizgi, mimarlık disiplininin geleceğe yönelirken yanı başındaki kentsel alanları ne kadar göz ardı ettiğini sorgulatıyor.