Sığınaklar ve Arklar: Kendi İnşa Ettiğimiz Gelecekten Kaçış

Kıyamet senaryoları ve hayatta kalma arzusu, bireysel bodrum sığınaklarından teknoloji elitlerinin milyonlarca dolarlık lüks yeraltı projelerine dönüştü. Felaket kaygılarıyla şekillenen bu yeni mimari eğilim, insanlığın gelecek algısını ve savunma mekanizmalarını yeniden tartışmaya açıyor.

Sığınaklar ve Arklar: Kendi İnşa Ettiğimiz Gelecekten Kaçış

Camilla Ghisleni tarafından kaleme alınan ve ArchDaily'nin "Mimarlıkta Kaçışın Cazibesi ve Alternatif Dünyalar" başlığı kapsamında yayımlanan inceleme, kıyamet sonrası hayatta kalma arayışının (survivalism) dar gelirli çevrelerden çıkarak Silicon Valley teknoloji yöneticileri ve fon yöneticileri gibi zengin kesimlere kaydığını ortaya koyuyor. İklim krizi, Kovid-19 pandemisi ve yapay zekadaki kontrolsüz gelişmeler gibi etkenler, küresel elitlerin milyonlarca doları özel sığınak ve barınak projelerine yatırmasına yol açıyor.

Geliştirilen projelerin en belirgin örneklerinden biri, Kansas'ta yer alan Survival Condo Project olarak öne çıkıyor. ABD Ordusu Mühendisler Kolordusu (Army Corps of Engineers) tarafından 1961-1965 yılları arasında bir nükleer başlık barındırmak üzere inşa edilen füze silosu, 15 katlı lüks yeraltı dairelerine dönüştürülmüş durumda. Şirketin CEO'su Larry Hall, yenilenebilir enerji kaynakları, balık yetiştirme tankları ve hidroponik tarım sistemleriyle bu yapının beş yıl boyunca dış dünyadan bağımsız çalışabileceğini ifade ediyor. Gazeteci Evan Osnos'un Doomsday Prep for the Super-Rich makalesindeki aktarımına göre, yeraltında yaşamanın getireceği psikolojik olumsuzlukları önlemek amacıyla daire duvarlarına canlı dış mekan görüntüleri ve sesleri aktaran LED "pencereler" yerleştirilmiş. Diğer bir örnek ise South Dakota'da bulunan ve küresel bir sığınak ağının parçası olan Vivos xPoint kompleksi.

Yazarlar Naomi Klein ve Astra Taylor, The Rise of End Times Fascism çalışmalarında kıyamet sonrası cazibeyi artıran üç temel unsuru iklim krizi, epidemi tehditleri ve yapay zeka gelişimi olarak tanımlıyor. Mark O'Connell ise Notes from an Apocalypse (2020) adlı kitabında South Dakota'daki sığınakları, Yeni Zelanda'daki barınakları ve Mars projelerini inceleyerek teknoloji elitlerinin neden kaçış stratejilerine odaklandığını sorguluyor. Douglas Rushkoff da Survival of the Richest (2022) eserinde, paranın değerini yitireceği felaket sonrası dönemde güvenlik görevlilerini kontrol altında tutma yollarını arayan milyarderlerin tutumunu eleştirerek, sığınak odaklı yaklaşımı bencil ve antisosyal bir tepki olarak nitelendiriyor.

Mimarlık kuramcısı Beatriz Colomina, Domesticity at War (2007) eserinde askeri teknolojilerin Soğuk Savaş döneminde evsel mekanlara nasıl entegre edildiğini inceleyerek savaş yapılarının kanıksanma sürecine dikkat çekiyor. Makalede Ailton Krenak'ın yerli halkların 500 yılı aşkın süredir sürdürdüğü direnişten ilham alan görüşlerine de atıfta bulunularak, dünyanın sonunu kabullenmek yerine onu ertelemenin, sınırsız büyüme anlayışını sorgulamanın ve felaketin kök nedenleriyle yüzleşmenin tek gerçek yol olduğu vurgulanıyor.